22 Ocak 2012 Pazar

"okunacak gibi değil" yazısını okudum da

Sevgili okuyucu,
Sen bu yazıyı okurken ben güneşli bir pazar günü -ki kendisi benim tek tatil günüm oluyor-yatağımdan çıkamıyorum. Proje sunumu yaklaşırken burnum akmaya başlayınca kendimi "hayır hayıııır hasta olmamalısın şimdi değil" diyerekten yatağa mahkum ettim. Aslında öyle yatalaklık bir durum yok ortada. Hatta biz öğrenciyken iki tekila içip atlatırdık bu vakaları.(bu arada radyoda çıkan şarkının "those were the days" olması nasıl acımasız bir tesadüftür) Şimdi ne değişti? Her şey fazla mı ciddileşti ya da ben mi çok ciddiye alıyorum? Ciddiye aldığım şey de, yıllardır kurtulmayı hesaplarken en sonunda elimde diplomamla kendimi ofiste bulduğum bir meslek(ismi lazım değil) Kendimi ofiste buldum bulalı iki ay geçti. İlk ay pek heyecanlıydık (her başlangıç heyecanlıdır) ama her heyecan zaman aşımına uğramaya mahkumdur. Bu zaman aralığı iki ay kadar kısa bir süre olsa bile... Hele ki 5-10 yıldır orada çalışan iş arkadaşlarının "Biz burada ne yapıyoruz, geçmez bu zaman böyle" diye yakınmaları olayı daha da ürkütücü hale getirir. Çünkü bu yakınmalara rağmen 10 yıl boyunca o koltuklarında oturabilmişler ve o koltuklarına oturmaya devam ettikçe yakınmaya da devam etmişler. Bu nasıl bir kısır döngüdür? Bu döngüye, onu anlamak ve tartışmak için bile zaman ayırmak istemiyorum. Hislerime tercüman olacak görseli de izlemeyi taze bitirdiğim "Pina" filminden print screen yapıyorum.(görsellerin kalitesini mazur görün)




Tabi filmde altını çizdiğim bir cümleyi de eklemeden edemeyeceğim:

"Araştırmaya devam et. Nereye bakacağını ve ya doğru yolda olup olmadığını bilmesen de araştırma yapmaya devam etmelisin." (rahmetli Pina Bausch böyle demişmiş bir dansçısına, ben bana söylenmişcesine üstüme alındım tabi hemen) 

Nereye varacaklarını bilemesem de (bu mu cesareti mi kıran?) çıkış yolları hep var. Asıl beni bağlayan ne, kim, kimler bir bilsem! Düğümü bulsam, çözsem, gitsem ya da bile bile, seve seve, sindire sindire kalsam...

Çözüp gidebilenlerden tanıyabildiklerime bu vesileyle selam ediyorum:
Chief Bromden (One Flew Over the Cuckoo's Nest);

ve canım Truman Burbank (The Truman Show); 


son kare benden olabilecek mi dersiniz?





21 Ocak 2012 Cumartesi

okunacak gibi değil

Profesyonel iş yaşamında 3. ayım. bu kadar strese rağmen,
hiçbir proje yetişmiyorken, her şey ama her şey çok önemli ve çok acil bir meseleyken,
hala hiçbir şey öğrenememişken, hayatın bu kadar monoton bir hal almasını neye bağlayabiliriz bilemedim
en başta heyecanlı ve hırslıydık öğrenecek çok şey vardı
yavaş yavaş
içi kurumaya mahkum, etrafa donuk gözlerle bakan, hiçbir şeyden heyecan duymayan bireyler haline getiriliyoruz
bankacılık para üzerine kurulmuş kökleri çok eskiye dayalı bir sistem, para ise insanı insan olmaktan çıkaran basit bir araç
bizden beklenen sistemin parçası ya da kölesi olmamız değil,
sisteme sorgulayan gözlerle bakacak, analiz edebilecek ve daha da kokuşmuş alt sistemler yaratabilecek mimarlar olmamız
böyle bir acımasızlığı hakedecek ne yaptık

haftaiçi her gün 8-5 büründüğü maskenin derdinde, hayattan hiçbir beklentisi olmayan insan manzaraları
iş hayatının tüm çalışanları aynı düzlükteki kalıplara sokma başarısını, benden daha tecrübeli olanlara baktığımda rahatlıkla görebiliyorum

şirketteki en mutlu gün cuma, herkes o maskeden biraz olsun sıyrılma derdinde çünkü
yetmeyen haftasonları, beni cuma günleri bile bir sonraki cumayı beklemeye itiyor.

haftasonlarındaysa avunduğumuz tek şey..



brandnewVinyl