yazın bittiği her yerde söylenir
söylenmeyen şeyler kalır geriye
ve sonra hiç bir şey olmamış gibi
ağır, usul bir hazırlık başlar
uykuya benzer yeni bir mevsime
orda burda, ev içlerinde, kır kahvelerinde, deniz kenarlarında
incelen yazın akşam esintilerinde
zaman usulca sıyrılır aramızdan
ta içimizde duyarız gelecek günlerin geçmişini
başka ne gelir elimizden
büyük bir uzaklığa gülümseyerek
geçiştiririz
ıskaladığımız şeyleri
yatıştırıcı rüzgarlar
dışavurur içimizdeki lodosu, poyrazı, günbatımlarını
saklar bizi
gözlerimizdeki hüzne 'dinginlik' adını verir
'seni iyi gördüm' diyenler
biz de iyi hissederiz kendimizi
elimizden başka ne gelir ki?
köşe başları, akşamüstleri, kokular
tozar gider zamanın boşluğunda
karışır anların kuytu belleğine
belki sonraları bir gün
hatırlanır aynı kederle
yazın bittiği her yerde söylenir
söyleyenler inanır bir şeylerin sahiden bittiğine
yaz biter
eskir geceler, serin, hüzünlü
yeni mevsime hazırlık: ömrün teyel yerleri
bir yanı telaş, bir yanı ürperten yaz sonu ikindileri
çıkarır sizi dalgın derinliğinizden
yaşadığınızı duyarsınız teninizde
bir zamanlar okumuş olduğunuz kitapları özlersiniz
sıcak odaları, beyaz, temiz yastıkları
ahşap panjurları
yaz bitti
bitmeyen şeyler kaldı geride
yaz bitti
yaz bitti
yüksek sesle söylüyorum bunu kendime
her yerde söylendiği gibi
yaz bitti
yaz bitti
hiç bir şey hiç bir şey
hiç bir şey
yalnızca üşüyorum şimdi
Murathan Mungan Yaz Geçer den..
11 Eylül 2012 Salı
22 Haziran 2012 Cuma
Dışarıda karşılaştığın engeller,
içinde taşıdığın sınırlardır. Sende korku ve endişeyi yaratanlar bu olanlar
değil, aksine bu olanları yaratanlar senin korku ve
şüphelerindir.
Görmek için inanmak, görmeden inanmak, ‘altüst etmek’ demektir. Bireysel bir devrim, bugune dek inandığın herşeyi yıkacaktır.
İnan ki göresin. İnsanlar inandıkları her şeyi daima gerçekleştirdiler. Ama sen beni suyun üzerinde yürürken görsen bile, ben seni hiçbir şeye ikna edemem. İnanç, inanma zorunluluğu iradenin bir anlık eylemidir, algının içeriden dışarıya doğru çıkartıldığı bir harekettir.
Görmek için inanmak, görmeden inanmak, ‘altüst etmek’ demektir. Bireysel bir devrim, bugune dek inandığın herşeyi yıkacaktır.
İnan ki göresin. İnsanlar inandıkları her şeyi daima gerçekleştirdiler. Ama sen beni suyun üzerinde yürürken görsen bile, ben seni hiçbir şeye ikna edemem. İnanç, inanma zorunluluğu iradenin bir anlık eylemidir, algının içeriden dışarıya doğru çıkartıldığı bir harekettir.
29 Mart 2012 Perşembe
Küçük Prens
"Büyükler rakamlara bayılırlar. Diyelim, yeni arkadaşınızdan söz ettiniz; asla işin özünü merak etmezler. Örneğin, 'Ses tonu nasıl?', 'Hangi oyunları seviyor?', 'Kelebek koleksiyonu var mı?' diye sormazlar asla. Onun yerine, 'Kaç yaşında?', 'Kaç kardeşi var?', 'Kaç kilo?', 'Babası kaç para kazanıyor?' derler. O'nu ancak bu şekilde tanıyacaklarını sanırlar."
30 Mart Masal Kahramanlarını Anma Gününüz kutlu olsun!
27 Şubat 2012 Pazartesi
dünya bu dünya
Bir gün birileri dedi ki;
"Bir şeyler iyiye doğru gitmez. Bir şeylerin iyiye doğru gideceği hiçbir yerde yazmıyor. Dünya asla cennet olmayacak. Öyle olsa cennet olmazdı. Cennet orası, - her neresiyse- burası dünya."
Ve omzumdaki fillerden biri kalktı.Kalktığı yerde izleri vardı.
"Bir şeyler iyiye doğru gitmez. Bir şeylerin iyiye doğru gideceği hiçbir yerde yazmıyor. Dünya asla cennet olmayacak. Öyle olsa cennet olmazdı. Cennet orası, - her neresiyse- burası dünya."
Ve omzumdaki fillerden biri kalktı.Kalktığı yerde izleri vardı.
2 Şubat 2012 Perşembe
burAlara kar yağıyor canım
buralara gelmeyeli uzun zaman oldu canlarım. anladımki beni kendimle, sizlerle, edebiyatla, sanatla her ne ise o onla buluşturan şey 'O' imiş.... kimimiz ege kıyılarında kar heyecanı yaşarken kimimiz ev arkadaşının pişirdiği kereviz kokusuyla boğuşuyordu. ya da bir başkası film çekme hayalleriyle yanıp tutuşuyorken bir diğeri sessiz sessiz derinlere dalıyordu.... bense onca zaman yanı başımda duran arkadaşlarımın birer edebiyat duayeni olması şaşkınlığında bakıyordum bu blog sayfasına.
Gün içinde anlamsızca istemediğim işleri yaparken geçirdiğim süreçte aklıma gelen o mükemmel, eşsiz düşüncelerin, yer yer felsefelerin hiç biri yok aklımda. adeta bana acı çektirmek istercesine hepsi kayboluyorlar bu soğuk gece saatlerinde. ama o kadar çok isterim ki yazmak, paylaşmak her şeyi tüm saflığıyla... hepsi yok olmuşlardı, kendimi sessizce, yavaşça ama bir o kadar acımasızca yok ettiğim o her değerli anımda. günlük rutinimizde yaptığımız tespitlere bir yenisini ya da tıpatıp aynısını hiç zorlanmadan katabilirdim.. ama bilemiyorum bu bana neler katardı? her kapının bir yenisini açacağı gibi, her eleştinirin bi yenisini getireceği, her serzenişin bir yeni yakarışı körükleyeceği de aşikardı. öyleyse niyeydi bu direniş? galiba öylesine geçecekti işte zaman. öylesine sizi bulmam bu hayatta ve öylesine şarabımı yudumlamam gibi ya da öylesine arada sırada içtiğim bir sigara gibi.. geçip gidecekti işte zaman.
Gün içinde anlamsızca istemediğim işleri yaparken geçirdiğim süreçte aklıma gelen o mükemmel, eşsiz düşüncelerin, yer yer felsefelerin hiç biri yok aklımda. adeta bana acı çektirmek istercesine hepsi kayboluyorlar bu soğuk gece saatlerinde. ama o kadar çok isterim ki yazmak, paylaşmak her şeyi tüm saflığıyla... hepsi yok olmuşlardı, kendimi sessizce, yavaşça ama bir o kadar acımasızca yok ettiğim o her değerli anımda. günlük rutinimizde yaptığımız tespitlere bir yenisini ya da tıpatıp aynısını hiç zorlanmadan katabilirdim.. ama bilemiyorum bu bana neler katardı? her kapının bir yenisini açacağı gibi, her eleştinirin bi yenisini getireceği, her serzenişin bir yeni yakarışı körükleyeceği de aşikardı. öyleyse niyeydi bu direniş? galiba öylesine geçecekti işte zaman. öylesine sizi bulmam bu hayatta ve öylesine şarabımı yudumlamam gibi ya da öylesine arada sırada içtiğim bir sigara gibi.. geçip gidecekti işte zaman.
22 Ocak 2012 Pazar
"okunacak gibi değil" yazısını okudum da
Sevgili okuyucu,
Sen bu yazıyı okurken ben güneşli bir pazar günü -ki kendisi benim tek tatil günüm oluyor-yatağımdan çıkamıyorum. Proje sunumu yaklaşırken burnum akmaya başlayınca kendimi "hayır hayıııır hasta olmamalısın şimdi değil" diyerekten yatağa mahkum ettim. Aslında öyle yatalaklık bir durum yok ortada. Hatta biz öğrenciyken iki tekila içip atlatırdık bu vakaları.(bu arada radyoda çıkan şarkının "those were the days" olması nasıl acımasız bir tesadüftür) Şimdi ne değişti? Her şey fazla mı ciddileşti ya da ben mi çok ciddiye alıyorum? Ciddiye aldığım şey de, yıllardır kurtulmayı hesaplarken en sonunda elimde diplomamla kendimi ofiste bulduğum bir meslek(ismi lazım değil) Kendimi ofiste buldum bulalı iki ay geçti. İlk ay pek heyecanlıydık (her başlangıç heyecanlıdır) ama her heyecan zaman aşımına uğramaya mahkumdur. Bu zaman aralığı iki ay kadar kısa bir süre olsa bile... Hele ki 5-10 yıldır orada çalışan iş arkadaşlarının "Biz burada ne yapıyoruz, geçmez bu zaman böyle" diye yakınmaları olayı daha da ürkütücü hale getirir. Çünkü bu yakınmalara rağmen 10 yıl boyunca o koltuklarında oturabilmişler ve o koltuklarına oturmaya devam ettikçe yakınmaya da devam etmişler. Bu nasıl bir kısır döngüdür? Bu döngüye, onu anlamak ve tartışmak için bile zaman ayırmak istemiyorum. Hislerime tercüman olacak görseli de izlemeyi taze bitirdiğim "Pina" filminden print screen yapıyorum.(görsellerin kalitesini mazur görün)
Tabi filmde altını çizdiğim bir cümleyi de eklemeden edemeyeceğim:
"Araştırmaya devam et. Nereye bakacağını ve ya doğru yolda olup olmadığını bilmesen de araştırma yapmaya devam etmelisin." (rahmetli Pina Bausch böyle demişmiş bir dansçısına, ben bana söylenmişcesine üstüme alındım tabi hemen)
Nereye varacaklarını bilemesem de (bu mu cesareti mi kıran?) çıkış yolları hep var. Asıl beni bağlayan ne, kim, kimler bir bilsem! Düğümü bulsam, çözsem, gitsem ya da bile bile, seve seve, sindire sindire kalsam...
Çözüp gidebilenlerden tanıyabildiklerime bu vesileyle selam ediyorum:
Chief Bromden (One Flew Over the Cuckoo's Nest);
ve canım Truman Burbank (The Truman Show);
son kare benden olabilecek mi dersiniz?
21 Ocak 2012 Cumartesi
okunacak gibi değil
Profesyonel iş yaşamında 3. ayım. bu kadar strese rağmen,
hiçbir proje yetişmiyorken, her şey ama her şey çok önemli ve çok acil bir meseleyken,
hala hiçbir şey öğrenememişken, hayatın bu kadar monoton bir hal almasını neye bağlayabiliriz bilemedim
en başta heyecanlı ve hırslıydık öğrenecek çok şey vardı
yavaş yavaş
içi kurumaya mahkum, etrafa donuk gözlerle bakan, hiçbir şeyden heyecan duymayan bireyler haline getiriliyoruz
bankacılık para üzerine kurulmuş kökleri çok eskiye dayalı bir sistem, para ise insanı insan olmaktan çıkaran basit bir araç
bizden beklenen sistemin parçası ya da kölesi olmamız değil,
sisteme sorgulayan gözlerle bakacak, analiz edebilecek ve daha da kokuşmuş alt sistemler yaratabilecek mimarlar olmamız
böyle bir acımasızlığı hakedecek ne yaptık
haftaiçi her gün 8-5 büründüğü maskenin derdinde, hayattan hiçbir beklentisi olmayan insan manzaraları
iş hayatının tüm çalışanları aynı düzlükteki kalıplara sokma başarısını, benden daha tecrübeli olanlara baktığımda rahatlıkla görebiliyorum
şirketteki en mutlu gün cuma, herkes o maskeden biraz olsun sıyrılma derdinde çünkü
yetmeyen haftasonları, beni cuma günleri bile bir sonraki cumayı beklemeye itiyor.
haftasonlarındaysa avunduğumuz tek şey..
brandnewVinyl
hiçbir proje yetişmiyorken, her şey ama her şey çok önemli ve çok acil bir meseleyken,
hala hiçbir şey öğrenememişken, hayatın bu kadar monoton bir hal almasını neye bağlayabiliriz bilemedim
en başta heyecanlı ve hırslıydık öğrenecek çok şey vardı
yavaş yavaş
içi kurumaya mahkum, etrafa donuk gözlerle bakan, hiçbir şeyden heyecan duymayan bireyler haline getiriliyoruz
bankacılık para üzerine kurulmuş kökleri çok eskiye dayalı bir sistem, para ise insanı insan olmaktan çıkaran basit bir araç
bizden beklenen sistemin parçası ya da kölesi olmamız değil,
sisteme sorgulayan gözlerle bakacak, analiz edebilecek ve daha da kokuşmuş alt sistemler yaratabilecek mimarlar olmamız
böyle bir acımasızlığı hakedecek ne yaptık
haftaiçi her gün 8-5 büründüğü maskenin derdinde, hayattan hiçbir beklentisi olmayan insan manzaraları
iş hayatının tüm çalışanları aynı düzlükteki kalıplara sokma başarısını, benden daha tecrübeli olanlara baktığımda rahatlıkla görebiliyorum
şirketteki en mutlu gün cuma, herkes o maskeden biraz olsun sıyrılma derdinde çünkü
yetmeyen haftasonları, beni cuma günleri bile bir sonraki cumayı beklemeye itiyor.
haftasonlarındaysa avunduğumuz tek şey..
brandnewVinyl
12 Ocak 2012 Perşembe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


