İzmir’de hava hala güneşli. Kordon’da oturup denizi seyre daldığımda yanımda elbette sizleri aradım. Peki siz aklıma düşünce elime kalemi almamak mümkün mü? Hemen garsona bir çay, bir kalem söyledim.
Denize, martılara, güneşe methiyeler düzerdim düzmesine de, asıl meselenin denize bakınca ne gördüğümüzle ilgili olduğunu anladım -ki zaten hayatın kendisi bizim baktığımız yerde gördüklerimizle şekilleniyor. Ben bulanık suyun içinde yüzen balıkları gördüm. Suyu bulandıranlar kendileri değil, buna rağmen bu bulanıklığın içinde yaşamak zorundalar. İşte en çok bu yüzden onlara benziyoruz. Bizler de bizden önce yaratılan, sonrasında bizim de doğarak dolaylı/dolaysız dahil (çoğu zaman edilgen) olduğumuz sürekli başkalaşan ama aynı eksenler üzerinde bulandıkça bulanan fiziksel, ruhsal, duyusal, cinsel, ideolojik, politik, … , abudik, gubidik bir bulanıklığın içinde yaşamaya mecburuz. Yine de inadına yüzmeye devam ediyoruz. Yaşadığımız çöplüğe can veriyoruz. Bizim olduğumuz yerde hayat var. Karaya vurmadıkça, zehirlenip su yüzüne çıkmadıkça umut var. Balıklar için de, bizim için de...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder