(Bu yazı depresif unsurlar içermektedir. Lütfen okumadan önce o göt kadar beyninle bir daha düşün)
Çok boktanım gençler. Bu yaşa gelip hala bi bok olamamak kastım. Aslında benim açımdan bi sıkıntı yok. Bi bok olamamak çok da mühim değil. Fakat çevredekilerin özellikle ailelerin beklentisi gerçekten mallaştırıyo adamı. O kadar kaybediyosun ki kendini verilen nasihatlar karşısında kapatıveriyosun anacığının suratına telefonu. Sonra bin pişmansın. Vicdan azabı da hediye.
Ey juice'ler. Sonra açıyosun depresif şarkılarını bir bir. "should i give up or should i just keep chasing pavements?" derken buluyosun kendini "even if it leads nowhere". Veyahut "simple thing, where have you gone?" diye anırıyosun evin orta yerinde "im getting older and i need something to rely on". Sonra "lacrimosa" geliyor Mozart'dan. Ölümün görkemini hissediyosun her bir hücrende.
Neyse dibe vurdun artık. Çıkış vakti. Yine herşey eskisi gibi otomatiğe bağlanacak. Belki televizyon açacaksın, belki de facebookunu. Sadece unutacaksın. Farkındalığını kaybederek yaşamaya devam edeceksin. Bi tür kaçış çabası. Ama yemiyo artık juiceler. "O ses Turkiye"ye bakayım da düşünmeyeyim artık desen bile yakanı bırakmıyor. Program bitiyor. Bir de bakmışsın fizzymood'da melankoliği işaretlemişsin, ardı ardına acı acı sokuyo şarkıları. neyse Sezen ablamızdan "tören" şarkısı gelince bir rahatlıyorsun ve gazı alıyosun. Hemen kapat o an. Yoksa sabaha kadar devam edecek. Kaç kurtul. Uyu. Sonsuzlukta kaybet kendini. Fantazi alemi. Belki de beyninin kıvrımları. Ne dersen de, yeter ki şu gerçeklikten kopar kendini.
Bi yerde okumuştum. Uyuduğun zaman ruh, kendini yenilemeye gidermiş. Evine. Uyandığında taptaze kalkman gerekmez mi bunun için? Bense uyuyamıyorum sevgili juice. Bir günün daha geçişini kaldıramıyorum. Geçmesin o gün. Yeni gün gelmesin. Belki de yaşlanmaktan korkuyorum. Yaşlılık ürkütüyo beni juice. Şöyle bi 20lerime bakıp pişmanlıklarımı görecekmişim gibi geliyo. Sonra diyorum ki "pişman olmak istemiyorum. Hepsini bir bir yapacam." ne yapmalı? nerden başlamalı? "Siktir et. bi çay koyiyim".. Sonra John abimizden dinliyorsun "stop this train, i wanna get off and go home again".
Üniversiteye kadar ki yıllarım benim adıma konmuş amaçlar peşinde koşarak geçti. Bunu yaş 20 iken farketmek ne acıdır? hiç farketmeyedebilirdim. O zaman hayat daha farklı olmaz mıydı? Karşımızda askerliğini yapmış, kariyer basamaklarını birer birer çıkan, evleneceği kızı aramaya başlamış bir Muzo görmez miydik? Tek derdi kredi çekip ev ve araba almak olan, yıllık izninde güneyde herşey dahil bir tatil köyü seçen bir Muzo. Şu an bakıyorum da o yoldan baya bir uzaklaştım. Dönemez miyim? Bu kafayla biraz zor. Boşa koşmaya alışmıştım. Artık zorlu bir yolda, adım adım ve yavaş yavaş gidiyorum. Ucunu göremiyorum ya olsun. İnanmaktan başka ne kaldı ki elimizde.
Muzo başka türlü bi şey istiyor. Belki şu an dünyada var olmayan bir şey. Belki o bulup çıkaracak ve insanlığa sunacak. Siktirsin gitsin şu Muzo dedim lan içimden. Domaltıp becerin şu hergeleyi.
Muzo kendini çaresiz hissediyor sevgili juice. Ama aşacaktır kerata. Bu ara gezegenlerden midir bilinmez talihi şaştı. Ama bu da geçer diyo içinden. Yenisi gelir. Sonra bi yenisi daha. Hepsine göğüs germeli. Sonra da ölecez zaten.
Siz sevgili gönül dostları. Zor zamanlar. Hemen aydınlığa çıkamam biliyorum. Yoksa Nilüfer "son perde" şarkısında yalan söylüyor olacak "kış ortasında bahar gelmez". Şimdi lütfen çekilin ve Chopin Nocturne 20'm ile beni yalnız bırakın.
(Melankoli modasını yakından takip etmek isteyenlere 90lardan önerilerim: sertab-vurulduk , aşkın nur yengi-karanfil)
Ich bin MUZO
-biri olsa da başımı kucağına alıp "her şey yoluna girecek" dese sevgili juice. Fekat o da nesi? ruh ikizimi buldum sanırsam. Ahanda yanız değilim. Bi kameram eksik. Yoksa ben de evde böyle konuşa konuşa dolanıyorum. Hani kamera alacaktınız lan bana
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder